uyanıkken adına düş/giydiğim uzak kadar yakınsın

derviş’e
Seferi omuzlayan derviş:
Yüzündeki cesarete kaç ölüm, kaç yol, kaç düğüm değmiş. Ben bu sabahın asi sesiyim. Göğsüme doğan güneş aydınlatırken şehri ıslandım, gördüğüm resimden. Yılkı bürümüş, yüzüne ıstırap değmiş anaların ölüm şarkısında beni sevdiğim, kefenleyince uyandım.
Rüya değil bu kopuk bir gecenin sabahında yüzümdeki uyku izlerini silince, karşımda ipil ipil kan sızan yüzüyle ince bir şiirin yaşmağını kaldırdı gördüğüm resim. Dervişti. Yüzü asi fırtınaların ayazı kadar sert, elleri kayalıkların ceberut dikliğini sindirecek yaştaydı.
Kaçıncı hikâyeden kaçıştı bu. Derviş. Yüzün bin parça. Tespihin ve esvabınla dolunaya giderken, yeleleri her biri bir ırmak gibi akan atların sırtında sen; uykusundan uyanmış bir armağan besledin uzak iklimlerin ‘’biz’’ eklerine.
Yoğrulduk. Sesine ses değmez diklikte diktiğimiz uzun bekleyişlerle. Yoğun kalabalıklardan geçtik. Şehir örtülerini örtünce biz daha yalnızdık. Bizi doğarken besleyen melekler ellerimizin işaret parmağında bin kıvrım sakladı. Ayamızda nuh tufanı. Göğsümüzde Zülfikar. Biz baharın koynundan gelmedik. Samyelinin kuruttuğu yüzümüzle geçtik sokakları. İçimizde bir çöl beslememiz bu yüzden. Her gece sevdiğimiz adına yıkadığımız yüzümüzden akarken sert rüzgârlar, biz bu asi gecelerin emzirdikleri olarak kaldık yaşamın kıyısında.
Yüzümüzden düşen yenilgiydi. Boyumuz ne kadar uzunsa boynumuz o kadar eğikti.
Yolunan geceye ezgi:
Düş kurdum ellerimden koyu gazellere akan bir divan düştü. Mor mürekkebin şahidi ters laleydi. Gece lacivert rengini kitaba dökerken uykunun araladığı kapılardan geçtim. Rüyama sinmiş bir elif sesinde cim getirdi önüme rüzgâr, elif duvarda asılıydı ta ki lâm ile buluşunca.
Eceldi bu. Bizim kalbimizin ve alın yazımızın geçtiği defterlerde, kendi ismimizin en durgunuyduk. Büyüyorduk. Büyürken ecelimize yaklaşıyorduk. Bizi bir gün ısıracak olan, alnımızda yazılan, az da olsa türkülerden o gerçeği izlediğimiz ecel.
Her gece aktık. Çöller civanmert kumlarını dökerken önümüze, mecnun seslerinden Leyla gözlerine tanık olduk. Çölde bahar, esen fırtınaların gözleri doldurmasıdır. Vecit bir çığlık gibi yayılan ve etrafında kör eden, zılgıt gibi, feryat gibi, çığlık gibi…
Büyüdük kalbimiz seğirtirken günleri yüzümüze değen islerle adaş olduk. Beyazın keskin yanlarına sürdük gözlerimizi, siyah gecelerle karanlık yolları el yordamıyla seçtik. Hangi fener aydınlık etmişse kalbimizi tutup onu yazdık tümleçlerimizden evvel. Nesnelerimizi ve zarflarımızı en özel öznemize pullarken, kapağı açılmayı bekleyen mektuplar ellerimizde titredi. Sabahlar bizim uyku ayrılığımızdan sonra geceden kalan yanlarımı sakladı.
Sabaha daha çok var:
Derviş. Yüzünün yarısı aydınlıkla karılmış. Bu yüzden ne tarafa bakarsan bak bir tarafın karanlıktadır. Ellerini kalbine götürdüğün an hissettiğin gerçek senin nefsini ruhundan ayıracak eylemdir. Bir söz söyle derviş geçtiğin güzergâhta yolların ve yolcunun izine değmiş kaç gönül hüzünle sarsılıp özler özlemi.
Bilal Can
yolcu dergisi/57
13:35 - 3.2.2010 - yorum (yok) - yorum yaz
| Sonraki Sayfa |